Актуальные вопросы тюркологических исследований

159 Actual Problems of Turkic Studies sorusunun yanıtı açıktır: yaşamımız içinde her ne yapıyorsak, bunları sözcükle- rin taşıdığı anlamlar ile yaparız. Gulliver’in Seyahatleri kitabında sözcüklerin taşıdığı anlamlardaki muğlaklığa çözümgetirmeye çalışan insanlardan bahsedilir. Bu insanlar sözcüklerdeki anlam bulanıklığının önüne geçmek için o gün hakkında konuşmayı planladıkları nesne- leri yanlarında taşımaktadırlar. Yanlarında taşıyabilecekleri nesneler sınırlı oldu- ğundan, o gün konuşacakları konular da sınırlıdır. Hali vakti yerinde olan kimi ko- nuşmayı seven kişiler, yanlarında taşıdıkları nesne sayısını arttırmak için yardımcı tutmuşlardır. Wittgenstein anlamın kullanım olduğunu söylüyordu. Kullanımın anlamı belirlediğini söylüyordu. Bunun tersi, Gulliver’in Seyahatleri’nde bahse- dilene benzer bir durumu andırıyor. Bu yüzden bana kalırsa, Wittgenstein’ın söz- cüklerin anlamını kullanımlarının belirlediğini söylemekle yetinmek yerinde ola- caktır. Çünkü tersini, sözcüklerin anlamlarının kullanımı belirlediğini söylemek, dili ve yaşamı hareketli, doğurgan ve organik değil; sabit, belirlenmiş ve sınırlı bir yapı olarak görmek olacaktır. Alet çantasındaki bir alet, farklı amaçlar için nasıl farklı farklı şekillerde kulla- nılıyorsa, dildeki ifadeler de farklı şeyler için, farklı şekilde kullanılabilir. Sözgelimi aynı cümle bir şeyi nitelemek için, alay etmek için, kızgınlık belirtmek için vs. kul- lanılabilir. Dildeki ifadelerin nasıl kullanılacağı, ya da hangi kullanımların doğ- ru sayılacağı yerleşik dil kullanımlarınca belirlenir. Bu yerleşik dil kullanımlarını Wittgenstein dil oyunları olarak adlandırır. Wittgenstein’a göre bir ifadenin an- lamlı olması, onun bir dil oyununda yerleşik bir konumunun olması demektir. Wittgenstein bir dil oyununun her zaman bir yaşam pratiğiyle ilintili olduğu- nu söyler. Diğer bir deyiş ile bir dil oyununa her zaman bir edim eşlik eder. Dil oyunlarımız yaşam pratiklerimizde, yaşam pratiklerimiz de dil oyunlarımızda temellenir, biri diğeri için meşruluk zemini sağlar. Böylelikle, anlamdan bahset- tiğimizde kullanımdan, kullanımdan bahsettiğimizde bir dil oyunundan, bir dil oyunundan bahsettiğimizde de bir yaşam pratiğinden bahsediyoruz demektir. Ya da kısaca söylemek gerekirse; anlamdan bahsettiğimiz her zaman bir yaşam biçi- minden bahsediyoruz demektir. Duvarcının alet çantasındaki aletlerin işlevleri ya önceden ayırt edilmiş olma- lı ya da yeni alet için bir işlev verilmelidir. İşlevsiz bir alet duvarcının alet çanta- sında gereksiz ağırlık demektir. Diğer bir deyişle duvarcı, kendisi ile iş yapmadığı aleti yanında taşımamaktadır. Bu analojiyi şu şekilde açmak istiyorum: duvarcı- nın aletleri ancak belli edimlerde kullanıyor olması gibi, biz de sözcükleri bel- li bir edimi gerçekleştirmek üzere kullanırız. Sözcüklerimizin kullanım şekille- rinin bütünlüğü yaşamımızın bütünlüğüne, yaşam biçimlerimize karşılık gelir. Yaşam biçimleri sözcüklere işlev kazandırır ya da bir işlev için bir sözcük gerek- sinimini ortaya koyabilir.

RkJQdWJsaXNoZXIy MzQwMDk=